Türkiye’yi tanımanın en derinlikli yollarından biri kuşkusuz Nobel ödüllü Türk yazar Orhan Pamuk’un romanlarının dünyasına adım atmaktır. Pamuk bu toprakların tarihini, Türkiye’de yaşanan kuşak çatışmalarını ve Doğu-Batı sorunsalını evrensel bir kültür bağlamında okuyuculara yansıtmayı başararak tüm dünyada tanınan önemli bir yazar haline gelmiştir. 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü alması ve aynı yıl TIME dergisi tarafından “dünyanın en etkili 100 kişisi”nden biri seçilmesi, edebiyatseverlerin zaten tanıdığı yazarın daha da yaygın bir okuyucu kitlesiyle buluşmasını sağlamıştır. Eserleri altmış üç dile çevrilen ve on üç milyondan fazla baskı yapan Pamuk, büyük ödülün öncesinde de Fransa’da Prix Du Meilleur Livre Etranger, İtalya’da Grinzane Cavour (2002) ve International Impac-Dublin ödülünü (2003) kazanmış. Ayrıca ‘Kar’ adlı romanı da, New York Times Book Review tarafından 2004 yılının en iyi 10 kitabından biri seçilmiştir.

 

Orhan Pamuk’un romanları genel olarak post-modern roman kategorisinde değerlendirilmektedir. Türkiye’nin önemli edebiyat tarihçilerinden Jale Parla ‘Don Kişot’tan Günümüze Roman’ adlı kitabında Pamuk’un eserlerini karşılaştırmalı edebiyat açısından inceler ve Türk romancılığının gelişiminde önemli bir yeri olduğunu vurgulamıştır. Pamuk özellikle Doğu-Batı sorunsalını romanlarına konu edinmiştir. İstanbul’u hissedebileceğiniz, sokaklarını, tarihini okuyup heyecanlanacağınız ‘Kara Kitap’ bunun en iyi örneğidir. Romanlarıyla tarihe ışık tutmasıyla da anılan Pamuk’un örneğin ‘Cevdet Bey ve Oğulları’ romanı İstanbul’un Batılı yaşam tarzı ile tanınan semtlerinden Nişantaşı’nda yaşayan bir ailenin üç kuşaklık hikâyesini konu almaktadır. Roman, Nişantaşı’nda kalabalık bir ailede büyüyüp yetişmiş biri olarak kendi hayatından izler taşımaktadır. Romanlarında sadece olayları değil kendini de anlatan Pamuk bu yönüyle de okuyucuların beğenisini kazanmıştır. Gizemli bir kitaptan etkilenen üniversiteli gençleri anlatan ‘Yeni Hayat’ romanı en çok okunan kitaplarından biridir. ‘Benim Adım Kırmızı’ adlı romanında ise Osmanlı ve İran nakkaşları konu edilmektedir.

 

Orhan Pamuk 1952’de doğmuş ve İstanbul’un Nişantaşı’nda büyümüştür. Tüm çocukluğu resim yaparak ve ressam olma isteğiyle geçen Pamuk, mimarlık eğitimini yarıda bırakmış, daha sonra da gazetecilik okumuştur. Fakat Pamuk ne mimarlık ne de gazetecilik yapmış, yazar olmaya karar vermiş ve 1974 yılında yazarlığa başlamıştır. Romanlarıyla birçok ödüle sahip olan Pamuk, bir süre de Taraf gazetesinde makaleler yazmıştır. Pamuk bunların yanı sıra 2007 Mayıs’ında 60. Cannes Film Festivali’nde jüri üyeliği yapmıştır. İnsan hakları, özgürlükler gibi konularda makaleleri olan Pamuk zaman zaman eleştirel bir politik tutuma sahip olsa da siyaset ile fazla ilgilenmemiştir. Kısa bir dönem dışında yazarın hayatı, romanlarındaki gibi İstanbul’un semtlerinde geçmiştir ve halen İstanbul’da yaşamaktadır.

 

Özellikle İstanbul’u edebiyatla tanımak isteyenler için Nobel ödüllü Pamuk’un kitapları önemli bir kaynak sunmaktadır. Yazar romanlarında kendi ülkesinin karakterleri, olayları ve sorunlarıyla okur karşısına çıkmakla yetinmeyerek, avangard tarzıyla farklı kültürleri, evrensel sorunları da konu edinerek her kültürden okurun ilgisini çekebilmektedir. Türk edebiyatına ilgisi olanlar ve İstanbul severler için Orhan Pamuk’un romanları olmazsa olmaz niteliktedir…

diğer Haberler