Her mozaiğinde ayrı bir öykü barındıran, içine girmeden mükemmelliğini anlayamayacağınız ve bu yüzden de dışarıdan oldukça mütevazı bir görünüme sahip olan Kariye Müzesi yaklaşık 15 yüzyıldan bu yana ayaktadır. Yeşilliğin içinde sakinliğiyle ziyaretçilerini bekleyen bu tarihten gelen yapı özellikle süsleme sanatıyla çok etkileneceğiniz, yanında bir de yüzyılların mistik havasını soluyacağınız bir müze. Türkiye’deki benzeri diğer müzeler gibi Kariye de hem kilise hem cami olma özelliğini taşımaktadır ve bu açıdan farklı inançların ve kültürlerin buluştuğu değerli mekânlardan biridir. 6. yüzyıldan beri kilise olarak kullanılan müze, 1511 yılında Vezir Hadım Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiş, 1945’ten bu yana ise müze olarak ziyarete açılmıştır. Müzenin adı olan “Kariye”, “Khora” kelimesinin günümüze gelmiş halidir ve kilise ilk dönemlerinde şehrin dışında olduğundan “taşra” ya da “kırsal alan” anlamına gelmektedir.

 

Müzenin 16 penceresi, içerisinde gezerken gün ışığından faydalanmanızı sağlamakta ve duvarlardaki resimlemeleri daha ayrıntılı inceleyebilmenize imkan vermektedir. Yunan haçı şeklinde oluşturulan müzenin yapısı Parekklesion, Dış Narteks, İç Narteks, Anneks ve Naos bölümlerinden oluşmaktadır. Bir kubbeyle örtülü olan Naos, ana ibadet mekanıdır ve yapının tam merkezinde yer alan bir hakimiyete sahiptir. Mezar şapeli olan Parekklesion da bir kubbeyle örtülüdür, bir bodrum üzerine yapılmıştır ve tek apsisi bulunmaktadır. Nartekslerde ise gözünüze en çok mozaik süslemeler ve kabartmalar çarpmaktadır.

 

Mimarisi Doğu Roma’ya ait olan Kariye Müzesi’nin apsisinde bulunan ve göz kamaştıran “diriliş” (Anastasis) sahnesi her yıl binlerce ziyaretçiyi büyülemeye devam ediyor. Rönesansın da etkilerini gözlemleyebileceğiniz, bir kısmı üç boyutlu izlenim veren müzenin duvarlarında yer alan mozaikler tarihi değerinin ötesinde resim sanatı açısından da çok büyük önem teşkil ediyor. İsa Mozaiği, Hodegetria Meryemi Mozaiği, Meryem’in Ölümü Mozaiği, Havari Aziz Petros’un Mozaiği, Kurucunun İthaf Mozaiği bu mozaiklerin en ünlüleri arasında geliyor. Osmanlı döneminde Kariye Kilisesi camiye dönüştürüldüğünde Hristiyanlığın bir anlatımı olan bu mozaikler ve freskolar badana ile kaplanmış, bu sayede de günümüze kadar yıpranmadan gelebilmiştir. Müzeye dönüştürüldükten sonra badanaların temizlenmesiyle yapının sanatsal derinliği gün yüzüne çıkarılmış ve ziyaretçilerle buluşturulmuştur.

 

İstanbul’un Fatih ilçesinin Edirnekapı semtinde bulunan Kariye Müzesi’ne ulaşım oldukça kolaydır. Edirnekapı’ya metrobüs ve tramvay ile ulaştıktan sonra geriye ufak ve güzel bir yürüyüş kalıyor. Eğer müze ziyaretine sabahın erken saatlerinde başlayacaksanız hemen karşısındaki mekânlarından birinde güzel bir kahvaltı yapmanızı öneririz. Müzedeki tarih yolculuğunuz öncesinde veya sonrasında yediğiniz yemeklerin de bu tarihi geziyle uyumlu olması için Osmanlı mutfağını tatmak çok ideal olacaktır. Müzenin çok yakınındaki “Asitane Restaurant” bu atmosfere uyacak tam da biçilmiş kaftan diyebiliriz. 18. ve 19. Yüzyıldan bu yana gelen Osmanlı yemeklerini, mezelerini ve tatlılarını mutlaka tatmalısınız. Bu müzeyi yazın her gün 09.00-19.00 kışın ise 09.00-16.30 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.